Amerika'da Mavi Bir yaşam

Herkese merhaba bugün burada 3.Röportajımı yapmanın mutluluğunu yaşıyorum. Aslında bu kadar çok okunacağını tahmin etmiyordum blogumun. Okunma sayısı ve sizlerden gelen her türlü eleştiri beni çok mutlu ediyor. Gün geçtikçe ülkemizde yaşamak zorlaşıyor , belki de dünyada da  bazı şeyler kötüye gidiyor diye avutmak isterdim ama şuan her şeyin en kötüsünü yaşayan bizleriz sanki ! Bugün  Amerika'da yaşayan bir Türk ve Dövme sanatçısıyla her telden bir röportaj yaptık. Umarım diğer röportajlar gibi seversiniz. Kendisinden ufakça bir bahsetmeyim sorularla sizler tanıyın. Son olarak sevgili Tuğbaya röportajımı kabul ettiği için çok teşekkür ediyorum. Hayatta  her olumsuzluğa rağmen güçlü duran kadınlara bayılıyorum.

-Öncelikle bizlere kendinden ve eğitiminden bahseder misin?

Ben Tuba 30 yaşındayım. Fransızca öğretmenliği mezunuyum, üniversitede okurken bile o işi yapmayacağımı biliyordum. Dövme artistiyim, ayni zamanda illüstrasyon, akrilik ve karakalemle uğraşıyorum. Amerika da yaşıyorum. 2 yaşında bir köpeğim var ismi Jazz. New Orleans a olan aşkımdan ve ismime uyumundan dolayı bir arkadaşım bu ismi verdi o benimsedi Ben de çok sevdim..



-Yabancı bir kültüre ve o kültürün diline ilgin ne zaman ve nasıl başladı?

Çok meraklı bir kişiliğim var ve kendimi hiç bir yere ait hissetmedim, hep yeni yerler görmek peşindeydim,  o yüzden hep küçüklüğümden beri bir yerlere gitme hissim hep vardı. Şurada başladı diyemem ama babamın bize aldığı dil seti ve ansiklopediler çok keyif verirdi. Kasetleri başa sarıp sarıp şarkıları dinlerdim çok eğlenirdim.

-İlk yurt dışı deneyiminden bahseder misin biraz, neler hissettin ve her şey beklediğin gibi miydi?

İlk yurt dışı deneyimim öğrenciyken otostopla Gürcistan a gitmek oldu bir arkadaşımla. Çok zaman geçirmedim ama sanki bambaşka bir zamana gitmişim gibi hissettim kendimi. Bu çok büyük bir deneyim sayılmaz o yüzden ilk deneyimim Amerika Maine diyebiliriz sanırım. Dil konusunda biraz zorlandım başlarda aksan ve hızdan dolayı. Sonra alıştım. Adapte olmakta hiç zorlanmadım çünkü yeni şeyler denemeyi çok seviyorum.



-Ne zaman ben Amerika da yaşamalıyım dedin? Ve neden Amerika?

5 ay Amerika`da yaşadıktan sonra Türkiye’ye geri donup okulumu bitirdim. Kendimi burada iyi hissettiğimi, kendim olduğumda yadırganmadığımı anladım. Türkiye’de kadın olmak çok zor. Bunu belki de yaşadığım talihsizlikler, beni ümitsiz kıldı ve bu kararı aldım. Okulumun son yılıydı bu kararı verdiğimde, o yıl boyunca düşündüğüm tek şey buraya geri dönmek oldu. Bütün planlarımı ona odaklı bir şekilde yaptım ve çok yerinde bir karar olmuş. Keşke üniversiteyi orada okumasaydım, buraya daha erken yasta gelseydim bile dedim.

-Amerika da tek başına olmak hiç mi korkutmadı?  Düşünüyorum da her şey den önce bu bir kumar zar atmak gibi. Ya başaramazsam dediğin zamanlar oldu mu?  Hangi şehirleri gördün ve senin için en ideal şehir hangisi orada?

Hiç korkutmadı, korkudan ziyade endişelerim oldu, fakat her zaman kendime inandığım için başarısız olsam da başarılı olana kadar deneyeceğimi hep bildim. Yapmak istediğimi oldurana kadar pes etmiyorum sanırım bu en büyük artı. Gelecek içinde çalışmak adına çok planlarım var. Şu ana kadar 3 yıl içerisinde ne zaman boş vakit bulsam arkadaşlarımla yada yalnız, civardaki şehirleri görüyorum, şehir olarak fazlaca olur eyalet olarak söyleyeyim, Maine, Port Land, Illinois, New York, Memphis, Louisiana, New Hampshire, Maryland New Jersey, Pennsylvania, Washington…  4 yıl önce seyahat ederken gördüğüm bir şehre aşık oldum, aklımda hep burada yaşamak vardı ve en sonunda New York`un kargaşası, kalabalığı yordu, canıma tak etti ve kendimi burada buldum. Şu ana kadar gördüklerimin arasında en ideal şehir diyebileceğim New Orleans`ta yaşıyorum. Şehrin her yeri sanatla dolu. Eve gidemiyorsunuz sokak sanatı izlemekten.



-Tabi ki de büyük bir reklamı var Amerika’nın.  Düşündüğüm zaman Amerika hep Hollywood’la bizlere çok güzel bir dünya pazarlamış. Her insan gibi mutlaka senin de sevdiğin ve kendini özdeşleştirdiğin bir Hollywood filmi vardır. Peki, o kadar imaja rağmen Amerika sana Hollywood ki gibi geldi mi?

Amerika tüketime özendiren bir ülke. Filmlerde her şey ütopik derecede güzel. Türkiye’de de aynisi var aslına bakarsan bütün filmlerde yakışıklı, güzel, zengin iyi eğitimli karakterler var. Zaten azıcık sorgulayan insan bunun gerçek olmadığını bilir. Çok fazla sevdiğim film var ama, en sevdiğim ve her sıkıldığımda açıp izlediğim film BETER BOCEK. Kendimi Lydia karakterine çok benzetiyorum, kostümlere bayılıyorum.

- Türkiye’yle kıyaslanamayacak bir ülke Amerika. Gerçekleri görmek lazım dünya tek bir devlet olsaydı oda Amerika olurdu diye düşünüyorum. Sana sormak istediğim ve merak ettiğim şu Bu olay keşke bizim ülkemizde de olsa çok iyi olurdu dediğin neler var?

Çok şey var…En büyüğü  gelir dağılımı eşitsizliği diyebiliriz. İnsanlar çalıştığı saat başına ödeme alıyor ve her eyaletin bir minimumu var. Atıyorum $12 saatlik ücret alarak haftada 40 saat çalışarak geçimini çok kolay sağlarsın. Diğeri de insana devlet tarafından değer verilmesi, haklarının korunması. Ha konu sağlık ve eğitime gelince isler değişiyor çünkü devlet parasız eğitim ve sağlık sigortası sağlamıyor. 

-Seni tanıdığım kadarıyla çizime merakın hep vardı ve bu konuda alçak gönüllü olduğunu biliyorum. Amerika’da bunun üzerine yanlış hatırlamıyorsam eğitim aldın!  Sonra bu yeteneğini dövme sanatında değerlendirdin.  Dönüp baktığın zaman ilginç anıların oldu mu dövme sanatıyla ilgili? Ve geçimini sadece bundan mı sağlıyorsun?

Küçüklüğümden beri vardı, lisede güzel sanatlar kazanıp ailemin fikrimi değiştirmesiyle bambaşka bir alana yönelip yıllarımı harcadım. Eğitim dövme üzerine aldım. 1 yıl süreliğine yaptığı islere aşık olduğum, çok çok iyi bir dövme artistinin öğrencisi oldum. Benim Amerika’daki en büyük şansım ve yol göstericim oldu. Her müşteri apayrı bir hikaye, çok ilginç olanların yansıra çok üzücü hikayeleri olanlar da var. Bir kaç hafta önce 6 yaşında ki çocuklarını kaza kurşunuyla kaybetmiş bir cifte hatıra dövmesi yaptım, çok moral bozucu ve üzücüydü, onun dışında çok ilginç insanlarla tanışıyorum, ünlü bir müzik grubunun bir üyesine dövme yapma şansım oldu, her dövme ayrı bir hikaye oluyor. Haftanın 5 günü dövme stüdyosundayım diğer 2 gün bir bar- restoranda müdürlük yapıyorum. Ayni zamanda evimin 1 odasında Airbnb yapıyorum, yaptığım çizimleri tabloları galerilerde ve internette satıyorum, print yapıyorum, logo ve ilustrasyon işleri geliyor bazen, 1 günüm bile boş geçmiyor.





-Hep şu imaj var bizlerde az parayla Avrupa da yaşamak mümkün fakat az parayla Amerika da yaşamak zor evsiz olursun oralarda. Bu doğru bir düşünce m? Deneyimlerini ve gözlemlerini bizimle paylaşır mısın?

Hem doğru hem değil, burası için konuşacak olursam, 2-3 ay çalışmazsan ve düzgün  bir birikimin de yoksa çok olası evsiz kalman, fakat iyi çalışan ve her fırsatı değerlendiren biriysen çok kolay para kazanabilirsin de. Sıfırdan düzen kurmak hiç de kolay değil. Ev kiralarken bütün kredi kayıtlarına bakılıyor ve yıllık kazancın, bütün banka kayıtların durumu etkiliyor. Az parayla yasamak mümkün. Günde 3 kez 15 centlik noodle yiyerek yasamaya yasamak denirse:) aşırıya gitmediğin surece krallar gibi yaşarsın az parayla bence.

-Türkiye den ve dünyadan bu ara en çok gözüken Özgürlükler ülkesinde büyük bir ırkçılığın büyük bir şekilde tekrar canlandığı. Sen tabi ki de orada tarafsız bir gözsün, ciddi anlamda Beyaz olmamak Amerika da bir dezavantaj mı? Irkçılık sadece Afrikalı ve afro- Amerikalılara mı oluyor?

Çok doğru ve çok  yanlış. Kimse seni görüntünle ve kıyafetinle yargılamıyor, kimisi paspal olmayı kendisi seçiyor çok çok parası olmasına rağmen. Dilenci gibi görünen ama çok yetenekli olan bir çok sanatçı tanıdım. Irkçılık genelde kırsal kesimde var. New York gibi bir yerde çok az çünkü herkes yabancı. Fakat şöyle bir şey de sonradan yerleşen bazı insanlar kendi ırklarıyla da koloni gibi yaşıyor, mahalleleri falan oluyor vs. su an yaşadığım yerde evet beyazlara karşı bir ırkçılık var çünkü nüfusun çoğu siyahi ve geçmişteki olaylardan dolayı hala beyazlara öfkeliler. Çok çok rahatsız eden bir durum değil , çok takılmıyorum.

 

-Amerika da Türk olmayı tarif edebilirimsin bize? Senin gördüğün tanıdığın insanlar bizleri nasıl biliyorlar ve bizde en çok ilginç buldukları neler?

Türk olduğum çok tahmin edilmiyor ben söylemediğim sürece aslanda, beyaz tenimden dolayı Ruslara benzetiyorlar, bu Türkiye’de de oluyordu bazen.  Türklerin Araplara benzediğini, Türkiye’nin çöl olduğunu sokaklarda develer olduğunu düşünen insanlara rastladım. Önceleri saatlerce anlatıp kendimi parçalardım ama baktım ki çok fazlalar, anlatamayacağımı düşündüğüm insanlarla böyle diyaloglara girmiyorum bile.



-Tekrar bir kıyaslama yapmanı isteyeceğim. Vegansın ve iki ülkede veganların ihtiyaçlarına ulaşmasındaki sıkıntıları neler? Türkiye demi ya da  Amerika’da mı vegan olmak kolay?  Ve vegan olmak bir seçimden çok olması gereken mi sence?

Aslında ikisinde de kolay, Türkiye de pazara gidip çok güzel sebzeler alıp geçirebilirsin haftayı, burada sebzelerin tadını beğenmediğim için genelde kuru bakliyatlar la, tofuyla ve yeşilliklerle geçiriyorum öğünlerimi. Şöyle bir avantajı da var ben çok tercih etmesem de işlenmiş hazır vegan ürünler çok fazla ve ucuz. Sosis, Burger, peynir bunları bulmak çok kolay ama çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de çok pahalı olduklarını duymuştum. Burada kösedeki bakkalda bile badem sütü, soya sütü çok ucuza satılıyor. Vegan restoranların da sayısı gün geçtikçe artıyor onun dışında arkadaşlarımla dışarı çıktığımda her zaman patates kızartması, sossuz makarna ve salata gibi seçenekler her yerde oluyor ve annemin düşündüğü  gibi sürekli aç değilim. Vegan olmak ne yazık ki bir seçim haline getirildi. İnsanlar hayvanlara sadece yemek gözüyle bakıyor. Onların da bizim gibi hisleri olduğunu unutuyor, sorgulamıyor. Olması gereken evet, ben kendimi hiçbir canlıdan üstün görmüyorum, hiç kimsenin tabağındaki yemeğinin ağlayarak, işkence ve acı çekerek önüne gelmesini istemiyorum. 

 

- Son sorum olacak, Amerika hayalleri kuran insanlara neler söylemek istersin?

Hayaller gerçekleşmek içindir. İstediğin her şeyi ama her şeyi yapabilirsin. Sadece güçlü olman ve her koşulda hayallerine sadık olman şartıyla.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uçurumun Işığında Yeni Bir Şair

Adalet nedir ? Adalet nerededir ?