Güzel bir röportaj yaptım ve bu benim blogum da ki ilk röportajım oldu. Öncelikle röportajımı reddetmeyip kabul eden sevgili Cansu G. teşekkür ederim.Türkiye den Fransa'ya yeni bir yaşam kuran taze çevirmen Cansu G. bize iki ülkeden küçük kesitlerle hem kendini hem de orada ki yaşamı anlattı. İyi okumalar .
-Öncelikle biraz kendinden ve eğitiminden bahseder misin
Merhaba!
Öncelikle röportaj için teşekkür ederim. İsmim Cansu, 29 yaşındayım.
İstanbul doğumluyum. İlkokul ve lise yıllarında berbat bir öğrenciydim.
Dolayısıyla liseden sonra hemen iş hayatına atıldım (okuldan daha kötü
olamaz nasılsa diyerek). Bir sürü farklı iş deneyiminden sonra
(sekreterlik, satış elemanlığı, diş hekimi yardımcılığı, veteriner
asistanlığı vs. ) 22 yaşıma geldiğimde hayatımı değiştirmeye karar verip
üniversitesi sınavına katıldım ve bam! Çukurova üniversitesi Fransızca
öğretmenliği. İngilizceden yaptığım 10 net sayesinde girmiş olabilirim.
Haha.

-Neden
peki okuduğun bölümü seçtin?
Yabancı dil
konuşmak istiyordum. Ama kariyer için değil. Kendimi farklı bir dil
konuşurken duymak istediğim için. Bu hayalin nirvanası sanırım Fransızca
dilidir. İşte bende bu yüzden Fransızca bölümünü seçtim. Öğretmenlik
eğitimi hediyesi gibi oldu. Zorlu iş hayatından sonra üniversite bana
tatil gibi gelmişti. Kendim için bir şey yapıyordum, kendi hayalim için.
Bundan daha güzel ve motivasyon verici ne olabilir?

-Kesinlikle insanın hayalleri için bir şeyler yapıp bunu hayata geçirmesinden daha güzel bir şey olamaz.Farklı bir kültürden biriyle arkadaşlık kurmak ve onla
evliliğe giden bir yoldan geçmek gözünü korkutmadı mı?
Gözümü adeta
hırs bürümüştü. Daha akıcı konuşabilmek için okulun ilk aylarından
itibaren hemen frankofonlarla iletişime geçmeye başladım, ve sonra bir
Fransıza sevdalandım efendim. Uzun ve uzaktan bir ilişki sürecine girdik.
Bu tarz ilişkiler ya çok kısa bir süre sonra anlaşmazlıkla sonlanıyor ya
da muazzam bir bekleyiş ve sabırla geçiyor. Bence ortası yok. Bu
bekleyişin yanında kültür farklılığı çok geri planda kalıyor.
- İlk
yurt dışı deneyiminden bahseder misin?
İlk
yurt dışına çıkışım Erasmus sayesinde 23 yaşında Polonya vesilesiyle oldu.
İnanılmaz mutluydum. Almanya aktarmalı gidiyordum, Berlin Schönefeld
havalananına indiğim anda atmosfer bir anda çok nostaljik gelmişti.
Minimal, samimi ve doğal. Herkese/her şeye içtenlikle ve ön yargısız
davranmıştım bu sebeple ilk yurt dışı deneyimim benim için bambaşkadır.

-Fransa da yaşam nasıl? İlk gittiğinde en çok çekindiğin ben bunu nasıl yapacağım
dediğin bir şeyler oldu mu?
Erasmus ya
da turist olarak gelmenin dışında Fransa’da ilk yaşamaya ve hemen akabinde
çalışmaya başladığım zaman benim için nefret ettiğim okulun ilk günü
gibiydi. İlk gün işe karın ağrılarıyla gitmiştim. İşte o anda kendimi ilk
kez yabancı biri gibi hissettim. İş gününüzün konforlu geçebilmesi için iş
arkadaşlarınız ya da şeflerinizle aynı dili konuşmanız şarttır.
Fransızcayı günlük hayatta akıcı olarak konuşabiliyordum ama iş çerçevesi
bambaşka. Üstelik daha önce hiç tecrübemin olmadığı bir alanda (digital marketing) başladığım için bir
çok farklı kelimelere ve profesyonel mail trafiğine maruz kaldım.
Fransızlar iş konusunda öyle kolay değildir. Her canı sıkıldığında iş
değiştiren Cansu’nun havası bir haftada sönmüştü. Hahah.
-Fransa ve Türkiye arasında büyük gözüken kültür farklılığı var, sence ortak
yönlerde var mı?
Eve gelen
misafiri çatlatana kadar yedirmek.

-Günümüzde
Türkiye'nin en büyük sıkıntısı ekonomi, Genellikle Avrupa ülkelerine gidince
piyango kazanılmış gibi rahat olunur sanılıyor, Sence Fransa cidden diğer
Avrupa ülkeleri gibi ekonomik anlamda rahatlık sağlıyor mu vatandaşlarına ? ve
ekonomi açısından yorumlarsan Türkiye'yle en büyük farkı ne?
Çok
tuhaftır. Başlangıçta nasıl yapıyordu bu Almancılar? Ben nasıl Türkiye’ye
Mercedes’le dönebilirim? 3 euro’ya çorap alsam pahalı mıdır? diye sorular
soruyordum kendime. Sonra zamanla farkettim ki burada sıfırdan başladığım
hayatım 1 olmuş, sonra 2’ye çıkmış. Yaşam kalitem çaktırmadan
yükseliyormuş. Et her hafta yenilebilirmiş. Metroda arıza ya da gecikme
olduğunda özür dilenip yerine aynı istikamete giden ücretsiz otobüs
konula biliyormuş. Küçücük maaşımla şık restoranlara gidip yemek
yiye bilirmişim. Ağustos ayında küçük/büyük her esnaf tatil bizimde
hakkımız deyip bir aylığına dükkanını kapata biliyormuş. Pazar günü açık
market olmazmış (e o insanlarında dinlenmeye hakkı yok muymuş?). Grev
hakkı hala varmış. Hemde bütün patronları tir tir titretecek kadar.

-İki
ülkeyi kıyaslarsan keşke bu olay Türkiye de de olsa dediğin şeyler var mı?
Keşke
Türkiye’deki her yetki sahibi insan yetkisi altında yaşanan her problem için halka ve basına hesap vermek zorunda kalsa.
-Türkiye ve Fransayı
karşılaştırmanı istesem bunu nasıl yapardın?
Türkiye;
samimi, inatçı, duygusal -çok
duygusal.
Fransa; şakacı -çok şakacı, seçici, dobra.
-Son sorumda şu istanbul da büyüdüğün için hep karşılaştırılır Paris,İstanbul,Londra, Moskova ve diğer
büyük şehirler.Sence Paris mi ,İstabul mu ve neden?
Yaşam
kalitesi olarak Paris boyut atlatsa da ölümüne kadar süren dostluklar için
İstanbul :)
Yorumlar
Yorum Gönder