Pudra şekerinin değişimi

Değişim her yüzyılda benim gibi eskinin özlemi içerisinde olanları çok korkutmuştur, ya da kendime haksızlık et miyim. Eskinin özlemi değilde ,düzeninin değişmesini istemiyenlerde diyebiliriz.'' Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir'' sözü ,eskilerde çok hoşuma gitse de bu zamanlar da çok ta hoşuma gitmiyor.Ya ben değişen Dünyaya ayak basmaktan korkuyorum, ya da ciddi anlamda haklıyımdır.
 Okumayı ,araştırmayı seven bir insanım özellikle de söz konusu tarihse.Tarihe çocukluğumdan beri olan tutkum,zaman aldıkça azalmak yerine dahada büyük bir şekilde alevlendi.Belki de bu kadar yoğun bir şekilde olan tarih sevgim yüzündendir bilinmez, bu dönemki yeniliklerin ve değişimlerin bazılarına ön yargılıyımdır.Çok sevdiğim ve yazılarımın iyi okuyucularından biri olan paristeki sevgili dostumun bana dediği gibi '' Değişim süreçleri ilk dönemlerinde çok sancılıdır''. Kesinlikle her değişim evresi beraberin de büyük sancılar getirir.
 Toplumun belli bir katmanlardan oluşmasına her ne kadar çoğumuz karşı olsak da ,bu gerçeklik önümüze her alanda çıkmaktadır. Bazı şeyler gibi ismi ağza alınmaz fakat o gerçekle yaşamak zorundasınızdır gibi.Toplum 3 kesimden oluşuyor Zenginler-orta sınıftakiler ve alt sınıftakiler.Bu ayrımı gelişmiş küçük nüfuslu ülkelerde göremezsiniz fakat gelişmekte olan ve çok büyük nüfuslu gelişmiş ülkelerde bu ayrımlar bıçak gibi keskindir. Bu keskinlik maalesefki günümüzde daha da derinleşmiş ve kendini bir virüs gibi mutasyona uğratmıştır. Tabi ki yine toplum bunun bilincinde ve konuşmamayı tercih ederek yaşamına devam etmektedir. Bu suskunluk tercihi yüzünden belki de bazı konular aydınlanmayıp sancılar daha büyük bir şekilde devam ediyor. Toplumsal sınıf ayrımına dönecek olursak ve kendi ülkemizi mercek altına alırsak ,bazı şeyleri yakından görmemiz mümkün olur.
 Gelişmekte olan ülke olarak kayıtlarda olsakta aslında bu gelişmişlik kültürel anlamda değildir. Daha çok ekonomik pazar açısından bakılıyordur duruma.Çünkü günümüzde ülkemizde kültürel gelişmişlik en dip seviyelerinde.Bunu çok basit bir şekilde ülke gündemine bakarak anlayabilirsiniz. Küçük bir başlık açıcak olursak okumayı ,tarihini ve kültürünü bilmeyen bir millet yurt dışında da kendini politik ve siyasi anlamda savunamaz. Bakın son olarak ortaya çıkan Soykırım iddalarına bile ,güçlü ve dinamik bir politika üretilememiştir.Belki de bunun konuyla alakası ne diye merak ediyorsunuzdur? Ülkemizde Elit kelimesinden nefret edilir. Çünkü eski Türkiye de Elit kelimesi daha çok seküler yaşam biçimini savunup yaşayan insanlar için kullanılırdı.Onun için pudra şekeri kullanımını abartan insanlar bu tarz terimleri çok fazla sevmezler.Aslında Elit kelimesinin Türkçede karşılığı Seçkin demektir.Elitler olmalı mıdır ,yoksa sınıfsal farklılıkların daha da keskinleşmesini mi sağlıyor onu tartışmak gerekir. Fakat benim için Elitler kesinlikle olmalıdır.


 Elit demek lüks bir yaşam içinde yaşayan ,para babalarının çocukları ya da hiç bir şey yapmadan internette saçmalıyarak belli bir ekonomik gelir elde edip kendini kaybeden insanlar değildir.Elit demek bir ülkenin geleceğini güvence altına alması için, yetiştirdiği her türlü donanımı sağladığı insanlarıdır. Tabi ki bunun için zengin seçkin kesimin değil de, eski sistemdeki gibi  daha çok hak edereke gelecek olan gençlerin alması lazım. (Köy ensitütüleri bunun için güzel bir örnekti)
 Günümüzde ise bu kavramlar tanımsız kalarak tabulaşmış bir şekilde hayatımızda. İşte beni korkutan değişim bu. Kendi kavramlarına saygısı olmayan insanlar ,bu kavramlar üzerinden başka insanları çok kolaylıkla dışlayıp toplum dışına atabiliyorlar. Mahalle baskısı dediğimiz şeyler günden güne güçlenerek insanları istemediği şekillere bürünmesine sebep olabiliyor.Değişim sancılıdır dedik,büyük bir oranda gözümüze çarpan yozlaşmış toplumlardaki gibi bir değişim.En güzel örneklerini sosyal medyadan görebilirsiniz. Aynı anda bir insan ağza alınmayacak sözler söyleyip,ardından dua edip ,ardından kendi dinine uygun olmayan tarzlarda hareketlerde bulunup ,toplumun en iyisiymiş gibi lanse edilebiliyor. Bu da beraberinde aslında zayıf olan ve bilinçsiz toplumu etkileyebiliyor. Adeta kendilerine yeni bir kültür ve din uyduran bu topluluk aslında çoğunlukmuş gibi (belki de gerçekten çoğunluk) toplumu baskı altına alabiliyor.Bunu görüp görmemek zaten bizlerin elinde fakat dünyadan ve kendi toplumumuzdan kopuk yaşayıp sessiz olursak,yozlaşmanın önüne nasıl geçebilirz? Yozlaşmanın önüne geçmezsek korktuğum yöndeki bir değişim sürecinde yaşamış olmazmıyız !Maalesef araştırmayı sevmeyen bir topluluk yozlaşıp ,kendi sonunu hazırlar. 
 Yozlaşmanın bedelini ödiyen toplumlar tarih de çokça yer almaktadır.Belki birazcık olumsuz bir şekilde yazmış olabilirim fakat şununda bilinci dışında değilim ''Her değişim sancılıdır''.
 Sadece merak ettiğim bu sancılı dönemi nasıl atlatacağımız.Dünya ,bu sancıları çok yaşadı ve hepsinin üstesinden geldi bir şekilde.Son değişimin üstesinden de gelecek mi?

Kitap Önerim: Sinestezya
Dizi Önerim:Stateless








Yorumlar

  1. Gene cok guzel bir yazi/analiz olmus. Tesekkurler tuhafkisi 👏 Degisimden hepimiz korkuyoruz sanirim fakat bu korkunun altinda yatan sebep galiba seninde bahsettigin gibi tarihteki orneklerden referans alinarak olusan bir korku (bazi seylerin daha kotuye gidecek olmasi endisesi). Suan ki secilmis sagci dünya liderlerinin cogunluguna bakarsak pekte haksiz sayilmayiz bence...Ama genede gelecek henuz yasanmadi. Belki insanlar tarafından yonetilmeyi biraktigimizda herkesin esit haklara sahip olacağı bir dünya dusunebiliriz 🙏

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Uçurumun Işığında Yeni Bir Şair

Amerika'da Mavi Bir yaşam

Adalet nedir ? Adalet nerededir ?