Dizi Çöplüğü
Toplumların kaderleri birbirlerine benzer. Benzer zamanlarda olmazsa bile farklı dönemlerde aynı olayları yaşarlar. Domino etkisi gibi gözükse de aslında bu tarihten ve olaylardan çıkarım yapamama sonucudur. Böyle durumlar da eskiden çok etkili olan televizyonun ve radyonun yerine artık sosyal medya geçti. Tabii ki de yine de Televizyonun etkisini göz ardı etmek mümkün değil.
Fakirleşen toplumlarda cinnetler, cinayetler, hırsızlıklar ve bedeni üzerinden para kazanmalar artar. Bunun en büyük temel sebebi toplum için de hızla oluşan, önlenemeyen sosyal düzey sınıfları olur. Genç nüfusun fazla olduğu bir ülke de oluşacak sosyal sınıf farkları, önlenemez bir kültürel erozyonunda başlangıcı olur. Taklit ürünler ile asla toplum gelişmez, aksine çürür. Toplumun gelişebilmesi için bir birikim gerekir. Birikimin sağlanabilmesi için ise sağlam bir altyapı.
Altyapı ağını her ne kadar sadece okullarla götürmek istese de ülkeler, bu yapının sadece bir tek ayağı okuldur. Eskiden beri büyük bir taşıyıcısı olan televizyonlar, es geçilmektedir. Temel bir sorunu aslında gözlere bütün çıplaklığıyla yansıtan, en iyi yerdir televizyon. Bugün televizyonlarınızı açtığınızda göreceğiniz tek şey '' Zengin ve Fakir '' ayrımıdır. Bunun da en büyük bölümünü Sinema ve Dizi sektörü oluşturur. Üst sınıf olarak nitelendirilen ve paranın kaynağının tam olarak nereden geldiği belli olmayan bir zümreye, yerleşmeye çalışan fakir ama eğitimsiz bir insanın çabalarını gösterir hep insana. Sevgi ve Aşk olarak verilmek istenen ise maddi imkanlardır. Karşınızdaki ne kadar çok maddi bir imkana sahip ise, size o kadar çok sevgisini verebiliyordur olgusu. Bu sevgi sizin üzeriniz de köle-sahip ilişkisinden başka hiçbir şey değildir. Genelde burada fakir olan hep kadındır. Güzelliği ve bedeni sayesinde erkeğin dikkatini çekmiştir. Aslında her ne kadar bu toplumların çoğunun bir gerçeği olsa da en büyük sebeplerinden biri de bunu normalleştiren, kadını meta haline getiren yerdir televizyon. Bu o kadar çok kanıksandı ki aslında farklı gibi gözüken toplumların aynı yarası haline geldi. Bir kadını, kadın yapan erkektir olgusu ve onun parasıdır.Televizyonu açan ve hayatı öğrenmeye çalışan, ya da ailesinin yanında bu tarz dizilere ve filmlere maruz kalan bir çocuk düşünün. Dünyayı sadece bu yönüyle algılıyor ve bunun normal olduğunu düşünüyor. Zihnimizin boş bir levha olduğu gerçeğini düşünürsek, levhanın nelerle dolduğunu bir göz önüne alın. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim sevişmekten korkan bir ülkenin, bu kadar uçurum kıyısında yüzmesi sizce normal mi? İnsanları tercihlerinden ve düşüncelerinden yargılayan bir toplumun, daha kötü ve aksine olağanın dışında normal olan şeyleri, normalleştirip sunması ve dışında kalanları yargılaması bence abesle iştigal. Yozlaşmak demek tam da bu!
Televizyonun bunları yapmasında en büyük etken tabii ki yozlaşmaya sunulacak katkıya yardım etmeleridir. Fakat bunun en büyük sebebi ekonomik problemlerden çıkış arayan halkın, görsel afyon ihtiyacıdır. Verilecek bu afyon ile hülyalara dalıp dünü, bugünü ve yarını unutmak istemesidir. Kendini dizi ve film karakteriyle özdeşleştirip bir an önce olduğu sosyal sınıftan ayrılmak istemesidir. Güzel bir klişeyle yazımı bitirmek istiyorum hani marjinal bizdik...
Kitap Önerisi: Jean Paul Sartre- Duvar
Yorumlar
Yorum Gönder