Kayıtlar

Fikirler Derya

Resim
Uzun zaman sonra yeniden herkese merhaba ! Olmadığım süre zarfında altı muhabbet kuşu ve bir sevda papağanı sahiplendim ve bolca eğlenceli bir hayata merhaba demiş oldum.Açıkçası sürekli olarak yazı yazmış olmak için bir şeyler karalamak istemiyorum bloğumda. Onun için de bir konu varsa ve burda hem içimi dökmek hem de siz değerli okuycularımla paylaşmak için yazıyorum. Bugün seçtiğim konu hatta konular biraz dağınık oradan buradan seçtiklerim ve içimde tutmak istemediğim fikirlerimden oluşuyor.Netflix dizisi Pera Palas'ta Gece Yarısı ,bitip tükenmek bilmeyen zamanlar ve savaş konularında bir kaç fikir beyan etmek istiyorum. Pera Palas'ta Gece Yarısı Hazal Kaya çok beğendiğim ve takip ettiğim bir oyuncu değil. Çoğu yaptığı işide bilmem .Herkes gibi klasikleşmiş Aşk-ı Memnu dizisinden tanıyıp bildiğim bir oyuncu kendisi.Coğrafyamızın çoğunluğu gibi ön yargıları çok olan bir insanım.Örnek verecek olursam ; Türkler asla iyi Fantastik ve Bilim-Kurgu yapımı yapamazlar gibi. Gerçi bu...

Açlık Sınırı Altında Öğretmen

Resim
 Uzun zaman oldu buralara uğramayalı. Yoğun yaşam temposu, geçim derdi aynı zamanda ikinci bir işe başlamam en büyük etken oldu. Haftanın bir gününü bile kendime ayırabilmeyi, büyük bir ayrıcalık olarak hissediyorum. Sadece bir gününü bile kendine ayıramayan milyonlar arasında haftada boş bir güne sahip olmak ciddi anlamda büyük bir ayrıcalık.  Her şeyin başı eğitim. Fakat eğitim dünyası ne durumda? Hayatımız boyunca bize öğretilen kutsal mesleklerden biri olan Öğretmenlik ne durumda? Eğitim son 20 yıldır sürekli değişen ve sürekli belli bir ideolojiye çekilmek istenen bir sistemin dayatması altında. Bunun sonucu olarak her değişimle kaybedilen bir nesil, her dayatmanın sonucu olan tek tip öğretmen ve eğitici modeli ile karşı karşıya kalıyor. Bu modeller maalesef ki günlük hayattan tutun da gelecek nesilleri bile etkileyecek şekilde ülkemize zarar veriyor. Okullarda bu yüzden tek tip, teorik bir eğitim sistemiyle gidiyor. Sistem ile ilgili şikâyetleri artık en küçük yaştaki ...

Son 20 Yılda Azalan Gülüşümüz

Resim
Sürekli geçmişe duyulan bir özlem var. Durdurulamaz bir şekilde sürekli geçmişi özlemek, bazen suratlarda güzel bir gülümseme bıraksa da çoğu zaman insanı derinden üzüyor. Yüzyılın en büyük hastalığı haline dönüşüyor güzel ülkemin, güzide insanlarında. Belki de eskisi gibi içten gülmeyi özlüyoruzdur… Yazılarımın çoğunda da belirttiğim cehaletin ülkemizdeki yükselişi her kurumu, her toplumsal sınıfı kuvvetli bir şekilde tahrip etti. Bozulan düzenin bozuk meyveleri de, ayakta durmaya çalışan ve kendini cehalete karşı siper etmiş insanları ziyadesiyle yıprattı. Koskoca 20 yıl boyunca büyüyen cehalet meyvelerini iyi bir şekilde verdi. İnternetinde yaygınlaşmasıyla beraber korkusu ve utanması olmayan bir tür ortaya çıkardı. Ortaya çıkan bu toplum yazılı olmayan tüm insani değerleri çiğnemekle kalmadı, ayrıca kendi sahip olduğu değerleri de yitirdi. Böyle bir dönemde yaşamaya çalışan bizler ise tekrar güneşin doğuması için çabalıyoruz. Bu yorucu tempoda bir an olsun nefes alabilmek için ço...

Bir Fincan Milliyetçilik Lütfen!

Resim
Fakirliğin kanıksandığı, mutlu bir azınlığın çoğunluk olduğu bir güne daha merhaba. Güneş her ne kadar her zaman ki parlaklığında da doğumuş olsa da değişen hiçbir şeyin olmadığı, bol küresel ısınmalı ve mutsuz bir ülkeden selamlar diyelim. Gündem yoksulluk, cinayet ve hırsızlık haberleriyle yanıyor. Ekonominin kötüleşmesi demek, her ne kadar kabul edilmese de kapitalist olan ülkelerde, insanın kötüleşmesi demek. İnsan yaratılış gereği ,evrimi gereği diğer canlılardan ayrılır ve tarih boyunca kendi türüne ve diğer canlılara eziyet eder. Evet, insan kötücüldür. Dönelim ülkemize! Dolar uçmuş Euro ve Sterlin artık bulunmaz Hint kumaşı olmuş güzel mağrur vatanımızda.Covid-19 ilk çıktığı zaman , nasıl çaresini aradıysa insanlık (halen net bir şekilde bu da çözülemedi) güzel insanlarımda yüksek kurdan kurtulmanın çaresini arıyor. Yüksek kur, yüksek açlık demek. Dünyanın dolar işaretiyle döndüğünü düşünürsek, Hindistan dizilerindeki uzun bakışma sahenleri başladı diyebilirim marketlerde...

Dizi Çöplüğü

Resim
Toplumların kaderleri birbirlerine benzer. Benzer zamanlarda olmazsa bile farklı dönemlerde aynı olayları yaşarlar. Domino etkisi gibi gözükse de aslında bu tarihten ve olaylardan çıkarım yapamama sonucudur. Böyle durumlar da eskiden çok etkili olan televizyonun ve radyonun yerine artık sosyal medya geçti. Tabii ki de yine de Televizyonun etkisini göz ardı etmek mümkün değil.     Fakirleşen toplumlarda cinnetler, cinayetler, hırsızlıklar ve bedeni üzerinden para kazanmalar artar. Bunun en büyük temel sebebi toplum için de hızla oluşan, önlenemeyen sosyal düzey sınıfları olur. Genç nüfusun fazla olduğu bir ülke de oluşacak sosyal sınıf farkları, önlenemez bir kültürel erozyonunda başlangıcı olur. Taklit ürünler ile asla toplum gelişmez, aksine çürür. Toplumun gelişebilmesi için bir birikim gerekir. Birikimin sağlanabilmesi için ise sağlam bir altyapı.   Altyapı ağını her ne kadar sadece okullarla götürmek istese de ülkeler, bu yapının sadece bir tek ayağı okuldur...

Bilinçsiz Mutsuzluk

Resim
Bilinci olmayan bir Dünya da bilinçsiz insanlar arasında kayboluyoruz.Günlük sohbetler arasında kaybolurken,değişen dünyanın için de değişmeden kaldığımıza büyük bir özgüvenle inanıyoruz. Aynaya bakan körleriz! Gerçeği kabul edmekden kaçınan bir tür ''İnsan''. Kaçındığı için de yaşadığı yeri kirletiyor ya... Okuyan ve Okumayan toplum arasında her daim büyük farklar olur. Okuyan ve okuduğunu anlayan içselleştirmeyi başarmış toplumlarda ise fark, kapanması zor bir şekilde açılır.Günümüzde bu tarz toplumlara rastlamak çok zor. Agresiflik ve mutsuz olma halinin en büyük sebeplerini ,her zaman ekonomiye bağlamak da doğru bir yöntem değil.Ruh halini kötü etkileyen ve insanı umutsuzluğa iten bir çok faktör vardır .  Bilinçsiz bir toplum arasında ,yüksek bilince ve duyarlılığa sahip bir birey maalesef günümüzde,yanlız ve mutsuz. Konuşamayan, konuştuğunda tepki ile karşılaşan ,etrafındaki tabular arasın da kendini  Auschwitz de hisseden ,duygularını yaşayamayan ve en önemlisi ke...

Hedonistler Arasında

Resim
Uzun bir zaman oldu yazmayalı.Bu sürede her ne kadar tatil yapmamış olsam da ,vaktimi daha çok dizi,film,kitap ve iş dörtgenin de sürdürdüm.Bazı zamanlar çok fazla gündemi takip etmek ,özellikle de bizim yaşadığımız gibi bir ülke de insan için çok zor ve kederlendirici.Mutlu olmanın bir lüks aracı değilde nefret edilmesi için bir sebep olduğu bir ülkede...    Umutsuzluk adeta 2.dünya savaşının Avrupasındaki gibi iliklerimize işledi.Çocukken filmlerde ,dizilerde ve okuduğum kitaplarda her satırında ve her dakikasında o rutubetli hava sarardı bedenimi.Fakat kitap ve film bitince biterdi o hava.Şimdi öyle mi ? Hiç bitmeyecek gibi hepimizin iliklerine işledi hasta ediyor.Yunan mitolojisinde tanrılar nasıl dualarınıza veya kurbanlarınıza ihtiyaç duyuyorsa ,günümüz de ise sanki her şey nefretten besleniyor gibi.    Her yeri esir almış bir Polyannacılık etkisi görüyorum. Her hayat her yaşam değerlidir fakat bu kadar kendini özel hissetmek ve her şeyin doğru gittiğine kendin...